BİR MARANGOZUN HİKAYESİ…

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti.

İşveren müteahhidine çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesiyle birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti.

Çekle aldığın ücretini elbette özleyecekti ne var ki emekli olması gerekiyordu.

Müteahhit iyi işçisinin ayrılmasın üzüldü ve ondan kendisine bir iyilik olarak son bir ev daha yapmasını rica etti.

Marangoz kabul etti ve işe girişti fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı.

Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı.

Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!…

İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için geldi.

Dış kapının anahtarını marangoza uzattı bu ev senin dedi sana benden hediye marangoz şoka girdi ne kadar utanmıştı keşke yaptığın evin kendi evi olduğunu bilseydi o zaman onu böyle yapar mıydı hiç?

Bizlerde her gün yaptığımız işlerle gelecekte sevdiklerimizle birlikte içinde yaşayacağımız evi inşa ediyoruz.

Her faaliyetimiz bu eve çakılan bir çividir.

Aman dikkat bu çiviler sağlam olsun, aksi takdirde en küçük bir sarsıntıda sevdiklerimizle enkaz altında kalırız.

Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michealengelo’nun resim yaptığı, Beethove’in beste yaptığı veya Shakspeare’in şiir yazdığı gibi süpürün.

O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup “Burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş. ” desin. (Martin Luther King)